1963 doğumlu Fethi İzan, kendisini still life türü çekimler
yapan bir reklam fotoğrafçısı olarak tanımlıyor. Lise yıllarında karikatür ve
resim yaparken, resim öğretmeni, güzel sanatlara ilgisinin olduğunu fark etmiş.
Üniversitede Kimya Bölümü'nde okurken yanlış bir yönde olduğunu anlayıp, son
sınıfta bambaşka bir yöne saparak Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü'ne
girmiş. Reklam fotoğrafçılığı macerası da böyle başlamış İzan'ın. İzan'a
göre fotoğraf ne şekilde ortaya konursa konsun temelde bir
dil, bir sanat.
- Reklam fotoğrafçılığı için özel bir eğitim aldınız mı?
Mimar Sinan Üniversitesi'nde fotoğrafı değişik yönleriyle
görme fırsatım oldu. Orada reklam fotoğrafçılığı diye ayrı bir bölüm yoktu.
Fotoğrafta branşlaşma, biraz da öğrencinin kendisiyle ilgili bir durumdur.
Bugün bile fotograf bölümlerinde bir branşlaşma olmamasına rağmen öğrenciler
farklı fotoğraf hizmeti veren yerlerde staj yaparak deneyim kazanabiliyorlar.
Ben okula başladıktan hemen sonra gazetede çalışmak istedim. Çünkü İstanbul'u
bu şekilde daha iyi tanıyabileceğimi düşündüm. Fotoğraf editörlüğü olan bir
gazetede iyi fotoğraflar çekmek istedim. O dönemde Güneş Gazetesi, Türkiye'de
fotoğraf editörlüğünün olduğu tek gazeteydi. Yayın yönetmeni Metin Münir,
okulda bir seminer vermişti. Ben de onunla çalışmak istediğimi belirtmiştim. O
dönemde gazetenin fotograf editörü de
bizim okuldan mezundu. Böylece Güneş Gazetesi'ne girişim rahat oldu.
Öğrencilikte fotoğraf çekmek, film, fotoğraf baskısı oldukça maliyetli bir
şeydi. Fakat gazetede olduğunuz için bu maliyetler düşüyordu. Dolayısıyla bu
şekilde daha fazla fotoğraf çekerek fotoğrafçılığımı geliştirdim. Ama basın
fotografçılığının bana göre olmadığını
görüp bir sene sonunda oradan ayrıldım ve multivizyon sektörüne adım attım.
Benim reklam öyküm bu noktadan sonra başlıyor. Çünkü multivizyon bir
prezentasyon biçimi. Ben fotoğrafı bir sinema dili gibi anlatmayı,
öykülendirmeyi seviyordum. O yüzden de multivizyonun bana göre bir şey olduğunu
düşündüm. Orada Türkiye'deki en tanınmış ve çok uluslu markalara işler yaptık.
Ayrıca ben orada senaryo yazmayı, bir senaryo sürecinde prodüksiyonu,
yönetmenliği, reklama uygun fotoğraf çekmeyi ve programlamayı öğrendim. Bugün
Türkiye'de multimedya üzerine eğitim yeni yeni veriliyor. 1990- 1991 yıllarında
böyle bir şey yoktu. Yetişmiş eleman konusunda çok sıkıntı vardı. O yüzden
bizler her şeyi yapıyorduk. Ben orada 2 buçuk, 3 sene çalıştım ama herhalde bu
çalışma süresi benim 5 seneme denktir.
Bize bir reklam fotoğrafçısının neler yaptığından kısaca
bahseder misiniz?
Ben ihtisaslaşmaya inanan birisiyim. Bu yüzden de belli
işler yapıyorum. Müşteriler benim hakkımda bir ön bilgi sahibi olarak bana
ulaşıyorlar. Benden hangi kalitede iş alacaklarını, hangi fiyat düzleminde bir
şeyle karşılaşacaklarını biliyorlar. Dolayısıyla iyi, özel bir iş isteyen
müşteriler bana geliyor. Ben işi direkt müşteriden almayı yeğlemiyorum. Arada
mutlaka bir ajans olmalı. Çünkü Türkiye'de reklamcılık konusunda hala bir
emekleme çağı yaşanıyor. Bazen işimizin reklamcılığı anlatmakla, reklamcılığı
öğretmekle geçtiğini görüyoruz. Bu da benim gereksiz yere vakit ve performans
kaybım anlamına geliyor. Bir müşterim bana gelip de 'benim fabrikam için
fotoğraf gerekiyor, fabrikamın tanıtımını yapacağım lütfen fotoğraflarını çeker
misin' dediğinde, önce işletmenin fotograf çektirmekteki amacını öğrenmeye
çalışıyorum. Sonra 'fabrikanızın tanıtımını yapan ajans kim?' diye soruyorum.
Eğer herhangi bir kimseyle çalışmıyorlarsa onları mutlaka bir ajansa veya bir tasarımcıya
yönlendiriyorum. Eğer fotoğrafı amacına uygun
çekersem bu herkes için daha anlamlı olur. Yani sizin benden istediğiniz
fotoğraf hangi amaçla kullanılacak? Tanıtım broşürümmü yapılacak? Fotoğraflar
internette mi kullanılacak? Ürünle ilgili yeni bir şey mi yapılacak? Bütün
bunları reklam veya tasarım ajansının belirlediği strateji sonrasında yapılan
tasarım üzerinden fotoğraf çekiyorum. Çünkü fotoğrafçı strateji belirleyen kişi
değildir. Reklamda strateji belirlemek reklamcının işidir. Bunları dikkate
alırken benim bütün amacım o işletmeye amacına uygun iş yapıp gereksiz yere
para harcatmamaktır. Ayrıca yaptığım işten tatmin olmak ve daha sonra bu çalışmaları portfolyoma,
internet siteme içim rahat bir şekilde koymak isterim. Reklam fotoğrafçısı takımın
bir parçasıdır. İlk önce bir strateji belirlenir sonra bunun için bir tasarım
yapılır. Fotoğrafçı bundan sonraki kademede devreye girer. Fotoğrafçı;
fotoğrafik dilde ne olacağı ile ilgili, fotoğrafın etkilerini arttırmak için
neler yapılacağıyla ilgili, zamanla ilgili, mekanla ilgili bilgiler verir.
Mekanı, kişileri, bir sürü şeyi bir araya getirip en iyi şekilde o fotoğrafın
çekilmesini sağlar.
- “Bana sorulursa dediniz” size sorulması gerekmiyor mu?
Yani fotoğrafçının fikri alınmamalı mı?
Reklam fotoğrafçısı daha çok bir tasarımcı değil, sipariş
üzerine iş yapan bir fotoğrafçıdır. Çoğunlukla konusu, stratejisi belirlenmiş
bir şeyin fotoğrafını çeker. Yaratıcılığı çok fazla olmamasına rağmen iyi
teknik hizmet veren fotoğrafçılar vardır. Bu fotoğrafçılar fotoğraf makinesini,
ışığı iyi kullanırlar. İsteneni en iyi şekilde verirler. Bunun yanında yaratıcı
tarafı olan fotoğrafçılar da vardır. Müşteriler ondan ürünlerini,
markasını yorumlamasını isterler ve her
şeyi ona bırakırlar. Kültürel amaçlı işlerde buna daha sık rastlıyoruz. Bu sene başında çalıştığım Garajistanbul
fotoğraflarının bir bölümü de buna örnektir. Garajistanbul'un tanıtımı için
fotoğraflarını çekecegim 50-60 kişiyi, stüdyoda zıplarken çekmek istedim. Bu
hem farklı bir proje oldu, hem de
tanıtım için kullanılan afişlerde kullanıldı. Yaptığınız fotoğraf tasarımı bir işte kullanılırsa, paylaşılıyor hayat
buluyor ve yaşıyor.
- Sizin için yaratıcılık neyi ifade ediyor?
Tasarımcı kimliği, aslında bu sektörde çalışan kişilerin
genel olarak adı. Bir ressam, illustratör, grafiker nasıl tasarımcı ise
fotoğrafçı da tasarımcıdır. Reklam fotografında, fotografçının tasarım
yapması çok fazla karşılaşılan bir
durum değildir. Reklam fotoğrafının fikri genellikle bulunmuş olur.
Fotografçıya en iyi şekilde onun çekimini yapmak kalır. Bu sene yaptığımız Avea
işlerini örnek vermek isterim; Avea'nın kapsama alanının anlatıldığı bu tanıtım
kampanyasında film çekimi ve fotograf çekimi paralel yapılacaktı. Burada, film
çekiminde çoğu insanın televizyondan takip ettiği Acun diye bir karakter yer
alıyor. O çeşitli şehirlere gidip kendi programının formatına benzer bir
formatta insanlara Avea'yla ilgili görüşlerini soruyor. Önceden tespit edilen
karakterler ona cevap veriyorlar. Ben de, akılda kalıcılığı arttırmak ve bunun
basılı medyada da kullanılmasını sağlamak amacıyla o röportaj
yapılan kişileri
kullanarak film çekimi yapılan mekanlarda fotoğraf çekimini gerçekleştirdim.
Reklam fotoğrafında yer alan kişiler ellerinde bir telefon tutuyorlardı ve
telefonda 'bir tek Avea yeter’ yazısı vardı. İşin zor olan bölümü zaman
kısıtlamasıydı. Aşağı yukarı bir saat içinde çekimi gerçekleştirmemiz
gerekiyordu. Bu, ışık durumunu,
karekterleri, kompozisyonu kontrol ederek bu süre icinde işimizi kusursuz
yapmamız anlamına geliyordu. Orada o bir saat içinde sizin fotoğraf bilginiz,
kadraj bilginiz, kompozisyon bilginiz, ışık bilginiz, aynı zamanda yönetmenlik
becerinizi birleştirip işi kotarmanız gerekir ki ortaya iyi bir fotoğraf
çıksın. Kampanyanın çekildiği her farklı mekanda birçok soruna rağmen çekimleri
bazen kan ter içinde kalarak bitirmeye çalıştık. Öyle ki, bir saat çalışıyorduk ama bütün gün çalışmış
gibi yoruluyorduk. Çünkü, hata yaparsak, geri dönüşü olmayan bir iş yapıyorduk, o kadar çok şeyi bir arada
düşünerek yapmak zorunda olmanın
yarattığı baskı ve stress bizi
yoruyordu. Burada devreye fotoğrafçının yaratıcılığı, tecrübesi girmezse
fotoğrafçı çok fazla şey yapamaz. Çünkü fotoğrafçıların çoğu çizilen taslak
üzerine bir şey yaparlar. O taslakta sizin yapacağınız şeyler sadece objektifin
size verdiği farklı görüntüleri, deforme etmek, belki düzeltmek, belki de
yerleştirmektir. Fotoğrafın içeriği size ait olmasa bile o fotoğrafa yaptığınız
görsel katkı azımsanmayacak kadar çoktur. Çünkü ortada reklam fotoğrafçısının
bir fikri hayata geçirmesi söz konusudur.
- Kristal Elma'dan bahsedersek, sizce burada seçilme
kriterleri neler?
Kristal Elma Reklam Ödülleri Yarışması, Türkiye'de bu
meslekle ilgili bir kurumun verdiği, başarı ödülüdür. Ödül almak kişiyi motive
eder. Fakat bir belirleyici değildir. Ödül alanlar iyi, almayanlar kötüdür
diyemeyiz. Çünkü eşit koşullarda katılım yok. Aslında bu tür yarışmalara daha
geniş katılım olması gerekir ki yarışmalar devam etsin. Bir de bu tür
yarışmalara örnek olarak Hürriyet'in yaptığı Kırmızı Ödülü gösterebilir.
Kırmızı Ödülü'nde katılan eserler çok fazla yerde sergileniyor ve her sene
fotoğrafların kitabı yayımlanıyor. Ayrıca
ödül kazanan farklı katagorilerdeki meslek çalışanlarının katıldığı bir
gezi organize ediliyor. Bu gezilerde birçok insan birlikte fikir alışverişinde
bulunabiliyor.
Bir reklam fotoğrafının diğer reklam öğeleriyle ilişkisine
baktığımızda sizce bir reklam fotoğrafı verilmek istenen mesajı yazıya ihtiyaç
duymadan yansıtmalı mıdır yoksa fotoğraf ve yazı bir bütün müdür?
Reklam fotografı bir amaca hizmet eder. Reklam
materyalinde yer alan öğeler ne reklam fotoğrafının değerini
düşürür ne de arttırır. Bu o reklam materyalinin nasıl tasarlandığıyla
ilgilidir. Önemli olan şey sizin o reklam fotoğrafıyla amaçlanan şeyi yapıp
yapmadığınızdır. Bazen bir reklam fotoğrafı
sadece bir ürünün tanıtımını yapmaz aynı zamanda sosyal bir konuyu da
anlatabilir. Bazen bir reklam fotoğrafına tek bir kelime yazmak onun etkisini arttırabilir.
- Bazı unsurlar vardır, hedef kitle, zaman, bütçe, reklamın
amacı gibi. Bunlar sizi kısıtlıyor mu?
Bizim en büyük sorunlarımız zaman ve bütçedir. Zaman
özellikle daha büyük bir sorun çünkü bütçe bir şekilde hallediliyor. Bazen para
kazanmamayı göze alıyorsunuz ama en azından zaman verin diyorsunuz. Teknoloji
ilerliyor, artık her şey daha çabuk oluyor. Günümüzde artık film pek kullanılmıyor. Fotoğrafa ulaşmak daha kolay ve bu
sayede fotoğrafı daha çabuk görmek, yenilemek mümkün oluyor. Eskiden bir
fotoğrafa ulaşmak uzun zamanınızı alıyordu ama artık işleri çabuk halletmek
zorundasınız. Çünkü müşteriler işleri çok çabuk istiyorlar. Stres altında
çalışmak her işte olduğu gibi fotoğrafçılıkta da negatif etki yaratıyor.
Dolayısıyla bizim en büyük sıkıntımız zamandır. Aynı zamanda teknoloji bizim
kalitemizi arttırmıyorsa bir sorun var demektir. Eğer belirli olgunluğa erişmiş
bir fotoğrafçıysanız bütçeniz bellidir. Bu bütçelerle çalışıyor olduğunuzu
herkes biliyordur. Yine de öyle işletmeler var ki sizden hizmet almak istiyor
fakat mali sebeplerle bu hizmeti alamıyorlar. Büyük ölçekli işletmelerin
ödediği parayı ödeyemiyorlar. Ben böyle durumlarda işletmeleri, ekonomik
durumlarını dikkate alarak değerlendiriyorum. Orta olçekli işletmeleri
destekliyor, belli oranlarda indirimlerle çalışıyorum. Bu işletmelere elimden
geldiğince katkımın olması gerektiğine
inanıyorum. Bunun fotoğrafçılığa olduğu gibi endüstriye de katkısı var. Çünkü
eğer o işletme daha fazla iş yaparsa büyüyecek yarattığı farklı iş kolları da
bundan beslenecektir, dolayısıyla sonucunda bu da daha fazla reklam daha fazla
fotograf demektir.
- Teknolojik gelişmelerin yaratıcılıkla ilişkisi nedir?
Teknoloji yaratıcılığı destekliyor mu?
Öncelikle teknolojik gelişmeleri pozitif olarak
değerlendirmek gerekiyor. Teknolojinin ilerlemesi sadece zaman kazancı demek
değildir, aynı zamanda kalite kazancıdır. Belki teknoloji sayesinde veriler
daha çabuk işleniyor, daha kolay ulaşabiliyor olabilir ama fotografı çeken
insandır. Neticede fotografın kalitesi, objektiften bakan gözün görüntüleri ilettiği
beynin gelişmişliğiyle paraleldir.
- Reklam fotoğrafçılığının fotoğraf sanatçılığından
ayrıldığı noktalar nelerdir?
Bir kere bir reklam fotoğrafı bir ürünü, bir malı tanıtır,
yani bir amaca hizmet eder. Sanat fotoğrafı da bir amaca hizmet eder ama sanat
fotoğrafının müşterisi yoktur. Eğer iyi bir sanat fotoğrafçısıysanız işinizi
sergileme yoluyla satabilirsiniz, bazen de fotoğrafınız reklam amacıyla
kullanılmak istenebilir. Reklam fotoğrafları çeken bir fotoğrafçının da zaman
zaman tasarımcı, sanatçı kimliği öne
çıkabilir ve kişisel müşterisi olmayan işler yapabilir.
- Kendinizi geliştirmek için neler yapıyorsunuz?
Daha çok gençlerle bir arada oluyorum. Bilgi
Üniversitesi'nde fotoğraf ve reklam dersleri veriyorum. Bunun dışında ne
bulursam dergi, kitap okuyorum, çok geziyorum, izliyorum, yani görsel bir sürü
şey beni geliştiriyor. Arınmak, kafamı boşaltmak için öğrencilerimle bir arada
oluyorum. Herkesten bir şeyler almaya çalışıyorum. Yeni fikirleri görmek,
gençlerle alışverişte bulunmak bence en önemli kendini geliştirme biçimi.
Teşekkürler...